İslami İlimler Fakültesi
Permanent URI for this collection
Browse
Browsing İslami İlimler Fakültesi by Author "Oktan, Yusuf"
Now showing 1 - 14 of 14
Results Per Page
Sort Options
Item Epidemics in the History of İslam and Prophetıc Method in Combatıng Epidemics(PENGAJIAN ISLAM DAN CABARAN PANDEMIK COVID 19, 2021) Oktan, YusufAccording to some linguists, the word taʻûn ( ),طاعونwhich derives from the root taʻn ( ),طعنwhich means to injure, condemn, is the name given to all diseases with contagious features. Taun (Plague) disease, which has a common feature, is also called plague because it spreads to the air and therefore weakens the body by spreading to people (İbn Manzûr, 1414). There is also the use of plague instead of taʻûn. According to this view, taʻûn is a type of plague. Ibn Sînâ (d. 428/1037) said that the plague emerged due to the deterioration of the substance in the air, which is the substance of the spirit. According to Ibn Qayyim al-Cevziyya (d. 751/1350), if taun multiplies and spreads, it is expressed as plague. According to him, there is a general relationship between plague and taun. Accordingly, every plague is a plague, but not every plague is a plague. Tumors, wounds and swellings seen in the body are the effect of taun (el-Javziyyah, 1990). Ibn Hajar (d. 852/1449) explains the reason for separating taun from the plague as the attack of the demon who is in taun but is not in the plague (İbn Hajer, 1379). Those who distinguish between the plague and the plague are probably based on the narration of Abu Musa al-Ashari (d. 42/662-63) from Prophet Muhammed (Pbuh). According to this narration, the Prophet said: "The destruction of my ummah will be with ta'n and taun!" Some of them asked, "We understood what taʻn (injury) is. But what do you call taun, O Messenger of Allah?" the Prophet replied their question: "Your enemies are a disease caused by the prodding of demons and earning you the reward of martyrdom." (alHanbal, 32/293). In another narration quoted by al-Bukhari, James said that taun could not enter al-Madina. (al-Bukhârî, 5/2165). Many epidemics like al-ʻAmavâs epidemic (18/693), al-Jârif epidemic (69/688), al-Fatayât (al-Ashrâf) epidemic (87/705), Müslim b. Qutayba epidemic (131/748) and various epidemics in the Abbasid and Mamlûk period have been seen throughout the history of Islam. The article will examine these prominent epidemics and will refer to the methods used in them. Thus, the prophetic methods used in epidemics will be explained.Item Erken Dönem Hadis Münekkitlerinden Ebû İshâk el-Cûzecânî’nin Nâsıbîlikle İtham Edilmesinin Tenkidi(Trabzon İlahiyat Dergisi, 2021) Oktan, YusufHz. Peygamber’in vefatından sonra görülen siyasî ve mezhebî olaylar İslam tarihinde muhtelif düşünce ve fırkaların oluşumuna neden olmuştur. Bidʻat görüşlerin yayılması hadis ilminde isnadın sorulmasına ve böylece cerh ve taʻdîl ilminin gelişimine sebep olmuştur. Ricâl ilminde önemli bir yeri olan ve râviler hakkındaki sözleriyle istidlâl yapılan Ebû İshâk İbrâhim b. Yakûb Cûzecânî (ö. 259/821) de başta Ahvâlü’r-ricâl adlı eseri olmak üzere diğer muhtelif telifleriyle bu ilme katkılarda bulunmuştur. Önemli muhaddislerden hadis okuyan ve dönemin önde gelen muhaddislerinin de hocası olan Cûzecânî, Ahmed b. Hanbel’in de hürmet ve muhabbetini kesbetmiştir. Ancak hicrî 4. asırda Hz. Ali muhalifli- ğiyle anılmış, sonrasında ise zamanla Harûrî, Hureyzî gibi Nâsıbî fırkalara nispet edilmiş- tir. Böylece Cûzecânî’nin müteşeyyiʻ ve Şiîliğin yaygın görüldüğü Kûfeli râvilere yönelik tenkitleri, münekkitle mecrûh arasında itikâdî husumet bulunması hasebiyle itibardan düşürülmüştür. Özellikle 4. asır müellifleri tarafından Cûzecânî’ye yönelik Hz. Ali merkezli hafif ithamlar sonraki dönemlerde ağır tenkitlere dönüşerek birçok müellif tarafından kullanılmıştır. Buna göre makale, Cûzecânî’nin Hz. Ali karşıtı bir Nâsıbî olduğu, müteşeyyiʻ ve Kûfeli râvilere karşı mezhebî temayülünden dolayı insaflı davranmadığı yönündeki iddiaları tenkit etmeyi hedeflemektedir.Item Erken Dönem İmâmiyye Şîası’nda Gaybetin Temelleri, Toplum ve Rivayetlerdeki Yansımaları(Hadith Journal, 2021) Oktan, YusufToplumda lidere yönelik gösterilen sevgi, muhabbet ve bağlılık, onun müntesipleri tarafından kurtarıcı olduğu düşüncesine sebep olabilmektedir. Liderin ölümüyle bu durumu kabullenemeyen müntesipler; onun ölmediğini, geri döneceğini ve onlara vaadedilen adalet, huzur ve refahı getireceğine inanabilmektedirler. Bununla beraber liderin ölümünden sonra onun gaybete girdiği iddiası öne çıkan inançlar arasındadır. Kökeni İslam öncesi muhtelif din ve inançlarda görülen gaybet nazariyesi, İslam dairesinde birçok Şiî fırkada görülmüş, en önemli şeklini ise halen günümüzde akidelerinin önemli bir parçasını oluşturan İmamiyye Şîası’nda almıştır. Mehdî addedilen Muhammed b. Hasan’ın, 260/874 yılında öncelikle sefirlerin bulunduğu ve müntesipleriyle onlar vesilesiyle iletişim halinde olduğu gaybet-i suğrâ’ya girdiği ileri sürülmüştür. 329/941 tarihinde son sefirin ölümüyle Allah’ın murâd ettiği bir vakitte ortaya çıkmak üzere gaybet-i kübrâya girdiği iddia edilmiştir. Erken dönemde imamın ortaya çıkmasını bekleyen müntesipler, zaman ilerledikçe ve özellikle sürenin ortalama insan ömrünü geçmesi üzerine gaybet inancında şüpheye düşmüşlerdir. Gaybet konulu kitaplar telif eden Şiî ulema, böylelikle, Şiî toplumu içinde bulundukları sıkıntıdan kurtarmayı hedeflemişlerdir. Bu süreçte imamın ömrü, gaybetteki durumu, gaybetin süresi, iki gaybet nazariyesi gibi sorular sorulmuş, bunlara cevaben muhtelif rivayetler nakledilmiştir. Buna göre makale, gaybet inancı etrafında ortaya sürülen nazariyeleri, gaybetin kökeni başta olmak üzere incelemeyi ve mezkûr konunun, gaybetin ilk dönemlerinde Şiî literatürdeki seyrini ele almayı hedeflemektedir.Item Erken Dönem Şîa'da Rivâyetlerin Takıyyeye Hamledilmesi Üzerine Bir İnceleme(Bülent Ecevit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2021) Oktan, Yusufİmâmiyye Şîa’sında imâmların masum kabul edilmesi onların söz ve fiillerinin şerʻi bir değer kazanmasına sebep olmuştur. Bu bağlamda teşekkül eden Şiî hadîs ve fıkıh kitapları özellikle imâmların uygulamalarına ve beyanlarına dayanmaktadır. Sonraki dönemlere intikal eden ve imâmların beyanlarını barındıran kaynaklarda müteârız rivâyetlerin görülmesi bunların arasında teâruzu giderme uygulamasını gündeme getirmiştir. Tearuzu giderme uygulamalarından birisi de takıyyedir. Nitekim imâmlar kendi dönemlerinde birtakım sebeplerden dolayı takıyye yapmak zorunda kaldıkları nakledilmiştir. Bu durumdaki rivâyetlerin müteârız olduğu bu yüzden takıyyenin rivâyetlerde görülen ihtilafı giderme yöntemlerinden biri olduğu iddia edilmiştir. Rivâyetleri takıyyeye hamletme uygulaması aslından mütekaddim Şiî ulemâ arasında nadir bir uygulamadır. Ancak hicrî 5. asıra gelindiğinde ise Tûsî’nin (ö. 460/1067) bu uygulamaya sıklıkla başvurduğu görülmektedir. Bu makalede erken dönem Şîa’da rivâyetlerin takıyyeye hamledilme uygulamasının genel seyri ele alınarak Tûsî tarafından takıyyeye hamledilen bazı rivâyetlere mütekaddimûn Şiî ulemanın yaklaşımı ortaya konmaya çalışılacaktır.Item HİCRÎ İKİNCİ ASIR EBÜ’L-AMYATAR ALİ B. ABDULLAH İSYANININ HADİS KAYNAKLARINA YANSIMALARI(Hicrî 2. Asırda İslami İlimler Kitabı, 2021) Oktan, YusufHz. Peygamber’in (s.a.s.) vefatından sonra vuku bulan siyasî karışıklıkların İslam tarihinin ilk yıllarında muhtelif savaşlara sebep olduğu görülmektedir. Müslümanların birbiriyle savaşması toplumda fırkalaşma, dolayısıyla mezhepleşme sürecini hızlandırmıştır. Savaş, isyan ve toplumsal sorunların arttığı bu dönemde insanların kurtarıcı temennisiyle mehdî ve hilafet içerikli rivâyetlere yöneldikleri zikredilmektedir. Kurtarıcının Hz. Peygamber’in neslinden beklenmesi, Ali oğullarına teveccühü artırmıştır. Ancak isyan eden Hz. Ali soyundan birçok kişi taraftarlarıyla birlikte öldürülmüştür. Mezkur dönemde toplumda beklenen kurtarıcı inancı önemli anlamda karşılık bulduğundan, bu iddia, muhtelif siyasi emeller sebebiyle istismar edilmiş, kurtarıcı mehdîye paralel beklenen Süfyanî söylemi gelişmiştir. Emevî Devleti’nin 3. Halifesi Muaviye b. Yezîd’in (ö. 64/684) veliahtsız ölümü sonrasında ortaya atılan ve Ali oğullarından beklenen mehdîye paralel beklenen Süfyanî söylemi, sonraki süreçte Süfyan Oğulları’ndan birçok kişinin yönetime karşı isyan etmelerine sebep olmuştur. Toplumda da teveccüh bulan bu isyanlardan öne çıkanı, hicrî 2. asırda yaşamış Ebü’l-Amaytar Ali b. Abdullah isyanıdır. Ebü’l-Amaytar’ı diğer Süfyanî merkezli isyanlardan ayıran en önemli husus ise kendinde hem Ali hem de Süfyan oğullarının soyunun birleşmiş olmasıdır. Toplumda hem ilmi hem de siyasi yönden saygınlığı bulunan Ebü’l-Amaytar’ın nesebiyle gurur duyduğu ve bunu sık sık dile getirdiği zikredilmiştir. Bu durum ise ona yönelik teveccühü artırmıştır. Akrabalarının da kendisinden beklentisi olduğu ve bazı rivâyetlerin ona işaret ettiği yönündeki söylemler, onun hicrî 195’de yönetime karşı isyan etmesine sebep olmuştur. İsyan ettiğinde Dımaşk sokaklarında Allah’ın Mehdîsi’ne biat edilmesi yönünde çağrılarda bulunulmuştur. Yezid b. Hişam’ın ordusunu yenen Ebü’l-Amaytar, Dımaşk valisi Süleyman b. Ebû Cafer’i şehirden kovmuş ve şehri ele geçirmiştir. Bazı destekçilerinin Abbasi halifesine biat etmesi üzerine Mize’ye kaçan Ebü’l-Amaytar, burada öldürülmüştür. Ebü’l-Amaytar ismini çalışmamızın konusu haline getiren birçok rivâyet bulunmaktadır. İsyanı öncesi “Şayet 195/810 senesinden bir gün kalsa dahi o gün Süfyânî zuhûr edecektir” şeklinde toplumda dolaşan rivâyetler onun hakkında vârid olduğu iddia edilmiştir. Böylece isyanına beklenen kurtarıcı Süfyanî olduğu iddiasıyla birçok destekçi toplamıştır. Ebü’l-Amaytar’ı daha da önemli hale getiren ise hayatından kesitlerin sonraki Sünnî ve Şiî hadis külliyatına giren Süfyânî rivâyetleriyle olan benzerliğidir. Süleym b. Kays’ın (ö. 76/695) Fiten’i ve Hâkim’in (ö. 405/1014) Müstedrek’i başta olmak üzere Sünnî kaynaklarda Ebü’l-Amaytar’ın hayatına benzerliğiyle dikkat çeken merfûʻ rivâyetler bulunmaktadır. Sonraki süreçte ise daha başkaca rivâyetler Şiî kaynaklarda Mehdî’nin savaşacağı düşman addedilen Süfyânî’ye dönüştürülmüştür. Buna göre makale, Süfyânî rivâyetinin ortaya çıkış süreci ve bu durumun Ebü’l-Amaytar’ın hayatıyla bağlantısını açıklamayı hedeflemektedir. Mezkûr ismin yaşamından izlerin Sünnî ve Şiî rivâyetlere ahirzamanda ortaya çıkacak Süfyânî nitelemesiyle yansıması da çalışmanın başlıca konuları arasında olacaktır.Item İmam Buhârî'nin Yaşadığı Dönem ve Çevre(Siyer Yayınları, 2021) Oktan, YusufItem İnsanların Sosyal İletişim Araçlarında Paylaşılan Hadislere Karşı Tutumu(İnönü Üniversitesi Yayınları, 2021) Oktan, Yusuf; Oktan, Yusuf20. asrın sonlarında Web 2.0 teknolojisinin keşfi ve internet tabanlı teknolojilerin ortaya çıkışı 21. asrın ilk yıllarında akıllı telefonların yayılmasına ve dijital uygulamaların kullanılmasına vesile olmuştur. Veriye, dolayısıyla bilgiye kolay ve çok daha hızlı bir şekilde ulaşan insanoğlu, bunu günlük hayatın her aşamasında kullanmaya başlamıştır. Böylelikle her geçen gün kullanımı artan ve çeşitli şekilde piyasaya çıkan sosyal iletişim uygulamaları insanların, irtibatlarını kolaylaştırdığı ve artırdığı gibi kültürel, dinı�, ekonomik vb. bilgilerin paylaşıldığı sosyal platformlar olmuştur. Hz. Peygamber’in ilmin-bilginin yayılması yönündeki teşvikleri insanların muhtelif niyetlerle hadısleri sosyal medyada paylaşımına sebep olurken, yine Hz. Peygamber’in kendisine isnat edilmesi muhtemel yalan haberlere karşı yaptığı müteşeddit uyarılar, Müslümanların rivâyet paylaşımında dikkatli davranmalarını gerektirmektedir. Mezkûr bilgiler ışığında insanların sosyal iletişim uygulamalarında hadıs paylaşımı, buna karşı tutumları, paylaşılan hadıslerin okunması ve kaynak bilgisi gibi muhtelif sorular altında gerçekleştirilen ve hadıslerin sosyal iletişim araçlarındaki paylaşımını inceleyen anket, katılımcıların yaş ve eğitim seviyeleri gözetilerek analiz edilecektirItem Küresel İş Ahlâkı Bağlamında Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Söz ve Uygulamaları(Yakın Doğu Üniversitesi İslam Tetkikleri Merkezi Dergisi, 2021) Oktan, YusufGlobal dünyada kültürel etkileşim ve küresel organizasyonlar iş alanında büyük faaliyetlere vesile olmaktadır. Ancak bu durum iş, işveren ve işçi özelinde haksız rekabet, ayrımcılık, mobbing, rüşvet, nepotizm ve yolsuzluk gibi menfi durumları beraberinde getirmiştir. Özellikle son elli yılda sosyalizmin güçlenmesi ve liberalizmin gerilemesiyle batıda iş ahlâkı tartışma konusu haline gelmiştir. Bu bağlamda Avrupa İş Etiği ağı kurulmuş, Amerika’da iş ve işçi konusunda birçok haklar gündeme getirilmiştir. Batı merkezli iş dünyasının ancak 20. asırda uygulamaya çalıştığı önlemleri aslında Hz. Peygamber’in toplumsal hayata yönelik söz ve uygulamalarında görmek mümkündür. Nitekim Hz. Peygamber’in insanlığa sunduğu genel ahlâki ilkeler içerisinde iş ahlakıyla ilintili olan prensipler yadsınamayacak kadar fazladır. Genel ahlak prensipleriyle de bağlantılı olan iş ve işçiyle ilgili rivayetler incelendiğinde Hz. Peygamber’in bu alanda kapsayıcı bir sistem kurmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Buna göre çalışma; günümüz iş ahlâkının kendi bünyesi içinde iş, işveren ve işçi özelinde savunduğu ilkeleri tarihsel gelişim süreciyle irdeleyerek sunmaktadır. Batı eksenli sunulan iş ahlâkı prensiplerinin Hz. Peygamber’in genel söz ve uygulamalarındaki mevcudiyetini ortaya koymayı hedeflemektedir.Item Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi ve Bilginin İslamileştirilmesi(Mardin Artuklu Üniversitesi Yayınları, 2021) Oktan, Yusuf; Oktan, YusufMalezya’nın 1957 yılında bağımsızlığını kazanmış olmasına rağmen ülkenin sosyal, kültürel ve dini yapısını şekillendiren unsurların bağımsızlık öncesine dayandığı görülmektedir. Bağımsızlık öncesi dini eğitim veren medreseler, toplumu yönlendirmeye çalışan siyasi partiler ve toplumdan etkili olan tebliğ cemaatleri Malay siyasetçilerin benimseyeceği İslamîleşme politikasının ilk etkenleri olduğu söylenebilir. Yönetimde İngiltere benzeri simgesel bir monarşinin bulunduğu ve federal yönetim sisteminin uygulandığı Malezya, birçoğunda sultanların bulunduğu on üç eyaletten oluşmaktadır.1051 Sömürü döneminde sultanlar halka inançlarını özgürce yaşama izni verseler de halk, İslam’ın siyasal yolla yayılımı hususunda engellenmiştir. 20. asrın başlarında camide vaaz verilmesi, İslamî yayınların yapılması yasak olmasına rağmen Müslümanlardan bir grup 1906’da el-İmam dergisini yayımlamaya başladı. Halkı bilinçlendirmek, İslam’ın emir ve yasaklarını halka öğretme amacını güden dergi, Malayları kültürel adetlere sarılıp İslamî uygulamaları terk etmelerinden dolayı da tenkit etmekteydi.1Item Malezya’da Son Dönem Hadis Çalışmalarının Serencamı(GÜNCEL HADİS MESELELERİ VE BABANZÂDE AHMED NAÎM (ULUSLARARASI SEMPOZYUM), 2021) Oktan, Yusuf19. asrın sonlarından itibaren Mısır, Pakistan, Suudî Arabistan ve Hindistan’a öğrenciler göndermeye başlayan Malezya, uzun yıllar İngiliz hegemonyasında kalmış, bağımsızlığını ancak 1957 yılında kazanmıştır. Geleneksel İslamî medreselerin öncülük ettiği farklı ülkelere öğrenci gönderimi ülke içine reformist fikirlerin taşınmasına vesile olmuştur. Ülkenin özellikle bağımsızlık sonrasında İslamîleştirme programında başat unsurlardan reformist-gelenekçi fikirler, devletin siyasetinde etkili olmuştur. Böylece içinde İslamî eğitimin bulunduğu birçok eğitim kurumu ihdas edilmiştir. İslamî ilimlerin muhtelif bölümlerini de barındıran üniversiteler, dünyanın birçok yerinden öğrencileri kabul etmiştir. Özellikle 20. asrın sonlarına doğru birçok Türk öğrenciye de ev sahipliği yapan Malezya, şer’i ilimlerin okutulmasına son derece önem vermiştir. Siyasiler tarafından da desteklenen bu temayül ülkedeki bazı üniversitelere dünya sıralamasında önemli dereceler kazandırmıştır. Öğrenim dilleri Arapça, İngilizce ve Malayca olan İslamî Üniversitelerin lisans ve lisansüstü seviyesindeki hadis eğitimi müfredatın önemli bir kısmını oluşturmuştur. Çalışma başlıklarının günümüzle ilintili olarak topluma fayda sağlamasını esas alan birçok hadis alanındaki lisansüstü bölüm, her sene onlarca mezun vermektedir. Malezya’nın yabacı öğrencilere açık eğitim politikası neticesinde ortaya hadis alanında muhtelif ülke, bölge, şahıs ve konu çalışmalarının konulduğu görülmektedir. Ancak üniversitelerin veri tabanlarında mahfuz olan akademik hadis çalışmalarının genel temayülü ve nitelikleri muhtelif ülkelerdeki araştırmacıların bilgisi dışında kalmaktadır. Bu vesileyle çalışma; Malezya’da lisansüstü çalışmaların genel durumunu ortaya koymaya çalışacaktır. Son yıllarda ülkede gözlemlenen millileşme ve bu durumun başta eğitimci, dolayısıyla öğrencilere de yansımaları da makalenin tahlil ve tenkit sınırları içinde bulunacaktır.Item Mehdînin Nesebî Hakkındaki Rivâyetlerin Yorumlanmasında Mezhebî Temâyül(İslami İlimler Dergisi, 2021) Oktan, YusufItem Mütekaddim Dönem Şîa’da Müteârız Rivâyetlerin Âmmeye Arzı Uygulaması(Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2021) Oktan, YusufItem Şîa Ricâl Tenkidinde Teopolitik Temayül Şiî hmed b. Hilâl el- bertâî’nin Nâsıbî ve Ğâlîlikle İtham Edilmesinin Tenkidi(Cumhuriyet Theology Journal, 2021) Oktan, YusufBu makalede; Şîa tarafından Nâsıbî ve Gâlî olduğu ileri sürülen İbn Hilâl'in Şiî ricâl ilmin-deki yeri, rivayetleri ve kendisine yöneltilen ithamların sıhhati incelenecektir. Şîa ricâl il-minde râvilerin çeşitli sebeplerle tenkit edildiği görülmektedir. Bunlardan biri de imamlarınlanetlediği ve müntesiplerine onlardan uzak durulmasını emrettiği kişilerdir. Ancak, masum addedilen imamların lanetlediği bazı râvilerin rivayetlerinin Şiî hadis kaynaklarında yer al-dığı görülmektedir. Ahmed İbn Hilâl el - ʻAbertâî’de (ö. 267/880), birçok erken dönem rivâyetsenetlerinde yer alan ve imamların lanetlediği râvîlerden biridir. Şia'nın onuncu imamı Ali b. Muhammed el- Hâdi (ö. 254/868) ve on birinci imamı Hasan el - Askeri’nin (ö. 260/874) asha-bından olan İbn Hilâl, el -Asker i'nin gönderdiği iddia edilen mektupla lanetlenmiş ve Şiî yan-daşların ondan uzaklaşmaları emredilmiştir. İbn Hilâl, on ikinci İmam'ın sefiri Muhammed b.Osman’ın elçiliğini reddetmiş, böylece gâib imam Muhammed el - Mehdî tarafından da lanet-lenmiştir. İbn Hilâl, sonraki dönemlerde nâsıbî ve gâlîlikle itham edilmiştir. Bununla beraberbazı Şiî âlimler İbn Hilâl'i tevsîk etmiştir. Şîa'da Hz. Ali'den ve Ehl -i beyt'ten nefret etme ve onlara karşı öfke duyma anlamına gelen Nâsıbîlik, zamanla önce Ali'yi sonra Şia'yı da içinealacak şekilde kullanılmıştır. Nâsıbîlik, Şîa dışından Şîa'ya karşı bir tutum olarak da kabuledilmiştir. Gâlilik ise genellikle Şia'da bulunan bir inanç şeklidir ve bu tutumda imamlarakutsî yönler atfedilir. Bu tanımlar çerçevesinde İbn Hilâl’in ne gâlî ne de nâsıbî olduğu görül-mektedir. Şia'da râvinin mezhepten ayrıldıktan sonraki rivayetleri farklı değerlendirilmekte-dir. Bu nedenle İbn Hilâl'in mezhepten ayrılmadan önceki rivayetlerinin kabul edilebileceğisöylenmektedir. Bu tutumun muhtemel nedeni, İbn Hilâl gibi râvilerin Şiî hadis kaynaklarınaçok sayıda rivayet kazandırmış olmalarındandır. İbn Bâbeveyh ve Şeyh Sadûk, İbn Hilâl'in se-nette bulunduğu birçok rivayet nakletmişler, ancak bunlardan sadece birini tenkit etmişler-dir. Yine hicrî 4. asırda Nuʻmânî, el - Hazzâz, İbn Kavlaveyh ve Müfîd, İbn Hilâl'den birçok riva-yet nakletmişlerdir. Ancak bu rivayetlerin hiçbirinde İbn Hilâl'in durumundan bahsetmemiş-lerdir. Bu âlimlerin nazarında İbn Hilâl'in, nâsıbî veya gâlî olarak kabul edilmediğine bir işa-rettir. Hicrî 5. asırda Tûsî, İbn Hilâl'in gâlî olduğunu ve diniyle itham edildiğini ifade etmiştir.İbn Hilâl'in senedinde bulunduğu toplamda elli rivâyet nakletmiş, ancak bunlardan sadeceüçünü İbn Hilâl'den dolayı tenkit etmiştir. İbn Hilâl'in Şia'nın en kötü gördüğü nâsıbî ve gâlîolarak itham edilmesinin sebebi; muhtemelen döneminde yaşanan siyasi olaylarla ilgilidir.İbn Hilâl'in bu iki sıfatın gerektirdiği bir düşünceye veya eğilime sahip olduğu bildirilmemek-tedir. Şiî cemaat nazarında önemli bir yere sahip olan İbn Hilâl’in, Mehdî'nin ikinci sefirinikabul etmemesi müntesipler arasında fitneye yol açacağı açıktır. Bu durum, imamların yaz-dığı iddia edilen, İbn Hilâl'i lanetleyen ve ondan uzak durmalarını emreden tevkîʻlerle gideril-meye çalışılmıştır. Daha sonrasında ise Şia'nın kendisine en uzak gördüğü tavır ve düşünce-leri ifade eden Nâsıbî veya Gâlî olmakla suçlanmıştır. İbn Hilâl'in nâsıbî olduğu rivâyetini önceSadûk nakletmiştir. Tûsî ise hicrî 5. asırda İbn Hilâl'i gâlî olarak nitelemiştir. Çalışmada, İbnHilâl'in bu iki sıfatın gerektirdiği bir düşünce veya eğilime sahip olmadığı tespit edilmiştir.Item ادعاء اعتراف أهل السنة بولادة الإمام الثاني عشر عند الشيعة الإمامية دراسة حديثية نقدية(Hadis ve Siyer Araştırmaları, 2021) Oktan, Yusuf